18 Temmuz 2012 Çarşamba

ORUÇ TUTARKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?



















Oruç tutan bir kimse söz ve davranışlarına niçin dikkat etmesi gerekir?

 Oruç, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan bir ibadettir. Oruç tutmak bir anlamda gün boyu ibadet halinde olmak demektir. Oruç tutarak Allah'ın bir buyruğunu yerine getirmek insanı Allah'a yaklaştırır. Bu nedenle oruç tutan bir kimse, söz ve davranışlarında daha dikkatli olması gerekir. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şu uyarılarda bulunur: "Kim kötü ve davranışları bırakmazsa, onun yemesini içmesini terk etmesine Allah'ın ihtiyacı yoktur."( Tirmizi) "Oruç kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona biri sataşır veya kötü söz söylerse, 'ben oruçluyum' desin" (Buhari)

Oruç tutarken nelere dikkat etmeliyiz?

Peygamberimizin bu uyarıları doğrultusunda bilinçli bir şekilde oruç tutan kimse; kötü söz ve kötü davranışlardan uzak durmaya özen göstermelidir. Ailesi, arkadaşları ve çevresindekilerle iyi ilişkiler içinde olmalıdır. Yaptığı kötü davranışların, tuttuğu orucun değerini ve sevabını azalttığının bilinciyle hareket etmelidir. Oruç tutarken dikkat etmemiz gerekin başka bir konu da temizliktir. Özellikle ağız ve diş temizliğine özen göstermeli, bu konuda başkalarını rahatsız edecek davranışlardan kaçınılmalıyız. Ayrıca çevremizde oruç tutan insanlar olduğu gibi, tutmayanlar da olabilir. Tutmayanlara karşı saygı ve hoşgörüyle yaklaşmamalıyız • Oruç, akıllı ve ergenlik (sorumluluk) çağına girmiş her Müslüman’a farzdır. 14 • Oruç tutabilmek için sağlıklı olmak gerekir. Hasta olanlar iyileşince oruçlarını tutarlar. Eğer hasta, hiç iyileşemeyecek durumda ise fidye verir. Fidye, bir yoksulun bir günlük yiyeceğinin karşılanmasıdır. Buna da gücü yetmezse Allah onu bağışlar. • Uzun yolculuk yapanlar, güçlük nedeniyle tutamadıkları oruçlarını, yolculukları sona erince tutarlar. • Oruç tutmak için, gece sahura kalkılır ve yemek yenir. Sevgili Peygamberimiz bu yemeği ısrarla tavsiye etmiştir. Çünkü sahur yemeği sağlığımız için önemlidir ve bu şekilde oruç daha rahat tutulur. • Sahur yemeği yendikten sonra, ağız iyice temizlenir. "Niyet ettim Allah rızası için yarınki orucu tutmaya.'' denir. imsak vaktinden itibaren iftar vaktine (akşam ezanına) kadar hiçbir şey yenilmez, içilmez. Bu şekilde oruç tutulmuş olur. • Müslümanlar her zaman sözlerine, tutum ve davranışlarına son derece dikkat ederler. Ancak oruçlu iken daha çok dikkat etmelidirler. Yani oruç tutarken, iyi ve güzel söz söylenmeli, kötü sözlerden kaçınılmalıdır. Dinimizin uygun görmediği yanlış işler yapılmamalıdır.

30 Nisan 2011 Cumartesi

MEÇHUL ASKER MEZARI























Çanakkale Şehitler Abidesi eski temsili şehitliğin ön tarafında yer almaktadır. 10 mart 2003 tarihinde Avusturya Büyük Elçiliğimize teslim edilen meçhul bir Şehidimizin başını elçilik yetkilileri Türkiye’ye gönderdiler Bedeni Anafartalar Aruburnu bölgesinde yatan kahraman şehidimizin başı 18 mart 2003 tarihinde dini ve resmi törenle bugünkü şehit kabrine gömülmüştür. Avusturya askeri , öldürüldüğü bir askerimizin başını keserek savaş sonunda Avusturya^ya hatıra olarak götürmüş , orada halkına bu kesik başla hava atmıştır. Avusturyalı asker daha sonra yaptığına pişman olmuş , mahzeninde yıllarca sakladığı Türk Askeri nin kesik başını Türk yetkililere ölmeden önce teslim edilmesini vasiyet etmiş , 10 .03.2003 tarihinde ölümünden hemen sonra çocukları Türk Şehidinin kesik başını Avusturya Büyük Elçiliğimize teslim etmişlerdir. Geliboluda telef olan katırların ad ve numaralarını bile kayıt altına alan Avusturya bu kelleyi Avustıryaya götüren kişiyi açıklamadı.Adli tıbbın “caucasian” yani beyaz ırktan olarak nitelendirdiği bu kelleyi Türk yetkililer Kafkasyalı olarak kabul ettiler ve Devlet töreniyle Tükiye’ye geri getirilmesine izin verdiler.

26 Nisan 2011 Salı

DÜNYA'YA ADALET DAĞITAN İMPARATORLUK
















19.yüzyılda Almanya’nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanların kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî.

Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp imdat istemekte bulurlar.

Mektupta söyle denmektedir:


"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkânı sağlayın.”

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah, asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:


"Fransızlar korkak adamlardır. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.”

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.


Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetiyle nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:

"Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymlilerin gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym’a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar.

23 Nisan 2011 Cumartesi

MUHTEŞEM AŞK








Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.
Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin. Ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur mirim:

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar !
Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.

Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ...